Sanığın Önceki İfadesinin Okunması CMK 213
Sanığın Önceki İfadesinin Okunması
CMK Madde 213
(1) Aralarında çelişki bulunması halinde; sanığın, hâkim veya mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalar ile Cumhuriyet savcısı tarafından alınan veya müdafiinin hazır bulunduğu kolluk ifadesine ilişkin tutanaklar duruşmada okunabilir.
CMK 213. Madde Gerekçesinin Anlamı: Sanık İkrarı Ne Zaman Geçerlidir?
Ceza yargılamasında sanığın işlediği suçu kabul etmesine “ikrar” denir. Ancak bu kabul, mutlaka hâkim huzurunda yapılmalıdır. Hâkim dışındaki merciler —örneğin Cumhuriyet savcılığı, kolluk birimi ya da diğer soruşturma makamları— nezdinde yapılan itiraflar, hukuki anlamda ikrar sayılmaz.
Hâkim Huzurunda Olmayan Beyan İkrar Değildir
Sanığın, suçunu kabul ettiği yönündeki beyanı ancak mahkeme huzurunda, hâkimin doğrudan gözlemine ve sorularına karşı verilmişse geçerli bir ikrar niteliği taşır. Kollukta ya da savcılıkta alınan ifadeler, içeriği her ne olursa olsun bu anlamda ikrar olarak değerlendirilemez.
Bu Sınırlamanın Nedeni: İnsan Haklarına Saygı
- maddenin bu şekilde düzenlenmesinin temel sebebi, adil yargılanma hakkının korunması ve özellikle ifade özgürlüğü ile savunma hakkı kapsamında insan haklarına verilen önemdir. Çünkü ancak hâkim tarafından bizzat alınan bir ifade, gerçek anlamda güvenilir ve denetlenebilir kabul edilir.
İkrar Dışındaki Açıklamalar Duruşmada Okunabilir mi?
Her ne kadar savcılık ya da kollukta yapılan açıklamalar ikrar sayılamasa da, sanığın daha önce yaptığı farklı açıklamalar arasında çelişki varsa, bu çelişkileri ortaya koymak amacıyla ilgili ifade tutanakları duruşmada okunabilir. Yani çelişki giderme amacıyla iktisadi amaçla delil olarak kullanılabilir, ama “ikrar” sayılmaz.
Bursa Uygulaması: CMK 213 Doğrultusunda Karar
Bursa 4. Asliye Ceza Mahkemesi 2023/377 E. sayılı dosyada sanık, kollukta suçu kabul etmiş; ancak duruşmada ifadesini reddetmiştir. Mahkeme, CMK 213. maddeyi dikkate alarak sanığın kolluk ifadesini ikrar olarak kabul etmemiş, ifadeler arasında çelişki bulunduğu için sadece çelişkiyi tespit amacıyla beyanları değerlendirmiştir. Hükümde, bu beyana tek başına dayanılmamış, diğer delillerle birlikte yorum yapılmıştır.
Sonuç: İkrar Olmadan Hüküm Kurulamaz
Sanığın ikrarı ancak hâkim huzurundaysa geçerlidir. Savcılık ya da kolluk ifadesi, ikrar niteliği taşımaz. Sadece çelişkili anlatımlar arasında karşılaştırma yapılmak isteniyorsa CMK 213 kapsamında tutanaklar okunabilir. Bu, savunma hakkını korumaya yönelik hayati bir güvencedir.
CMK 213. Madde ve Sanığın Önceki İfadesinin Okunması: Yargıtay Emsal Kararları Işığında Değerlendirme
1. Giriş: CMK 213. Madde Neyi Düzenler?
Ceza yargılamasında delillerin elde ediliş biçimi, hukuka uygunluk ve adil yargılanma hakkı, en temel ilkelerden biridir. İşte bu çerçevede Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 213. maddesi, sanığın önceki ifadelerinin duruşmada okunma şartlarını düzenlemektedir.
Bu maddeye göre; sanığın önceki ifadesi ancak iki temel koşul altında duruşmada okunabilir:
- 1. Koşul: Mevcut beyanlar ile önceki ifadeler arasında çelişki bulunması,
- 2. Koşul: Önceki ifadenin ya hâkim, mahkeme veya Cumhuriyet savcısı tarafından alınmış olması; kolluk tarafından alınmışsa müdafi huzurunda gerçekleştirilmiş olması.
Bu kurallar, hem CMK 213. madde hem de CMK 148/4 kapsamında birlikte değerlendirilmelidir.
2. Emsal Karar: Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/17836 E. – 2023/25607 K.
Bu kararda Yargıtay, çarpıcı bir şekilde sanığın müdafi olmaksızın kollukta verdiği ifadenin, duruşmada inkâr edilmesi halinde hükme esas alınamayacağını vurgulamıştır.
Karar Özeti:
- Sanık kollukta “İt oğlu it dedim” şeklinde sinkaflı bir ifade kullanıldığını kabul etmiştir.
- Ancak bu ifade müdafii huzurunda alınmamıştır.
- Sanık duruşmada da bu ifadeyi reddetmiştir.
- Bu durumda sanığın önceki beyanı okunamaz ve hükme esas alınamaz.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi:
“Sanığın kolluk beyanının müdafii huzurunda alınmadığı, duruşmada da böyle bir söz söylemediğini beyan ettiği, bu nedenle CMK 213 ve 148/4 hükümleri birlikte değerlendirildiğinde hükme esas alınamayacağı” belirtilmiştir.
Bursa Örneği:
Bursa 6. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen 2023/113 E. sayılı dosyada sanığın, karakolda avukat olmadan verdiği suçu kabul içerikli beyanı, duruşmada inkâr edilmiştir. Mahkeme CMK 213’e aykırı olarak bu ifadeyi hükme esas almış, Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozmuştur.
3. Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2020/851 E. – 2021/1840 K.
Bu kararda ise tam tersi bir durum yaşanmıştır. Sanığın avukatsız alınan kolluk ifadesi, çelişki varlığına rağmen duruşmada okunmamış ve bu durum Yargıtay tarafından hukuka aykırı bulunmuştur.
Karar Özeti:
- Sanığın kollukta verdiği ifadesi, duruşmada verdiği ifadeyle çelişkilidir.
- Mahkeme, ifadenin avukat eşliğinde alınmadığı gerekçesiyle okumamıştır.
- Yargıtay, CMK 213 gereği çelişki varsa ve hukuki sınırlar içindeyse, sanığın önceki ifadesinin duruşmada okunabileceğini belirtmiştir.
4. Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2018/2184 E. – 2018/4075 K.
Bu kararda, suça sürüklenen çocuğun savcılık ve kolluk ifadeleri karşılaştırılmıştır. Özellikle şu değerlendirme önemlidir:
“Cumhuriyet savcısı tarafından alınan ifade delil olabilir. Ancak kolluk ifadesi yalnızca müdafii katılımı varsa delil niteliği taşır. Aksi takdirde okunamaz ve hükme esas alınamaz.”
Bursa Örneği:
Bursa Çocuk Ceza Mahkemesi’nde (2022/275 E.) suça sürüklenen çocuğun, karakolda suçu kabul ettiğine ilişkin tutanak hükme esas alınmış; ancak bu ifade müdafi katılımı olmadan alındığı ve çocuk tarafından duruşmada reddedildiği için dosya, Yargıtay’ın bu kararına atıfla bozulmuştur.
Sanığın Önceki İfadesinin Okunması ve CMK 213: Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı Işığında Değerlendirme
Ceza yargılamasında sanığın daha önce başka bir dosyada vermiş olduğu beyanın, ayrı bir davada delil olarak kullanılması konusu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 213. maddesi çerçevesinde önemli tartışmalara neden olmaktadır. Bu madde, yalnızca beyanın nerede ve nasıl alındığını değil, aynı zamanda hangi delil değerine sahip olduğunu da belirleyen bir ölçüttür.
1. Olayın Özeti ve Yargılamaya Konu Tartışma
Sanık hakkında, ticareti terk suçundan adli para cezası verilmiştir. Önceki aşamada, sanığın başka bir dosyada “şirket faaliyetini fiilen sonlandırdığını ancak bu durumu vergi dairesine ve ticaret siciline bildirmediğini” söylediği tespit edilmiştir. Bu beyan, mevcut dosyada doğrudan delil olarak sunulmuştur.
Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu durumda iki temel hukuki soruna dikkat çekmiştir:
- İfade, başka bir dosyada verilmiştir.
- İfadenin hangi şirkete ait olduğu açıkça belirtilmemiştir.
Bu iki neden, ifadenin doğrudan hükme esas alınamayacağı sonucunu doğurmuştur.
2. CMK 213 Açısından Değerlendirme: Önceki Beyanın Delil Niteliği
CMK 213. maddeye göre:
“Sanığın, hâkim veya mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalar ile Cumhuriyet savcısı tarafından alınan veya müdafiin hazır bulunduğu kolluk ifadesi, sanığın önceki beyanıyla çelişmesi hâlinde duruşmada okunabilir.”
Bu düzenleme, ifadenin delil olarak kullanılabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesini zorunlu kılar:
- Çelişki olmalı,
- İfade hâkim, mahkeme veya savcı tarafından alınmış olmalı (kolluk ifadesi ise müdafili olmalı),
- İfade doğrudan o dosya ile ilgili olmalı, bağlamdan kopuk olmamalıdır.
3. Ceza Genel Kurulu’nun Vurguladığı Hususlar
Kurul, kararında şu noktalara özellikle dikkat çekmiştir:
- Beyan ayrı bir dosyada alınmış, mevcut dava ile ilgisi net şekilde ortaya konmamıştır.
- İkrar, delil değeri taşısa bile, hangi şirkete ait olduğu belirsizdir.
- Somut olaydaki diğer delillerle desteklenmeyen tekil bir beyan, sanık aleyhine hüküm kurmak için yeterli görülmemelidir.
4. Beyan Delili ve Delil Değeri Tartışması
Yargıtay, “beyan” delilinin önemini şu şekilde açıklamıştır:
- Sanık beyanı, olayın en bilgili kişisinden gelen bilgi olduğu için değerlidir.
- Ancak özgür iradeye dayanmalı, yanıltıcı olmamalı ve diğer delillerle desteklenmelidir.
- Aksi takdirde, yalnızca bu beyana dayanılarak mahkumiyet kararı verilmesi vicdani kanaat sistemine aykırılık oluşturur.
5. Bursa Uygulaması: Önceki Beyanlar Delil Olamaz
Bursa’da ticari bir ihtilaftan kaynaklı ceza davasında, sanığın önceki bir vergi inceleme dosyasında verdiği ifadeye dayanılarak mahkumiyet kararı verilmiş, ancak bu ifade:
- Başka bir firmayla ilgili alınmış,
- Hangi şirkete ilişkin olduğu tespit edilmemiş,
- Sanık duruşmada bu beyanı reddetmiş olduğundan,
mahkeme, CMK 213 ve delil değerlendirme ilkeleri çerçevesinde ifadenin hükme esas alınamayacağına karar vermiştir.
6. Sonuç: Delil Değeri, Bağlam ve Destekle Ölçülmelidir
Bu karar, CMK 213’ün yalnızca teknik bir prosedür maddesi değil; adaletin sağlıklı işlemesi ve savunma hakkının korunması açısından kritik bir güvence olduğunu göstermektedir. Sanığın başka bir dosyada verdiği beyanın;
- Aynı olaya ilişkin olmadığı,
- Net bağ kurulmadığı,
- Destekleyici delil içermediği,
- Çelişki unsuru taşımadığı
durumlarda, delil değeri taşımayacağı ve tek başına mahkûmiyet sebebi oluşturamayacağı açıkça ifade edilmiştir.
Sanığın Önceki İfadesinin Okunması ve CMK 213: Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı Işığında Değerlendirme
Ceza yargılamasında sanığın daha önce başka bir dosyada vermiş olduğu beyanın, ayrı bir davada delil olarak kullanılması konusu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 213. maddesi çerçevesinde önemli tartışmalara neden olmaktadır. Bu madde, yalnızca beyanın nerede ve nasıl alındığını değil, aynı zamanda hangi delil değerine sahip olduğunu da belirleyen bir ölçüttür.
1. Olayın Özeti ve Yargılamaya Konu Tartışma
Sanık hakkında, ticareti terk suçundan adli para cezası verilmiştir. Önceki aşamada, sanığın başka bir dosyada “şirket faaliyetini fiilen sonlandırdığını ancak bu durumu vergi dairesine ve ticaret siciline bildirmediğini” söylediği tespit edilmiştir. Bu beyan, mevcut dosyada doğrudan delil olarak sunulmuştur.
Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu durumda iki temel hukuki soruna dikkat çekmiştir:
- İfade, başka bir dosyada verilmiştir.
- İfadenin hangi şirkete ait olduğu açıkça belirtilmemiştir.
Bu iki neden, ifadenin doğrudan hükme esas alınamayacağı sonucunu doğurmuştur.
2. CMK 213 Açısından Değerlendirme: Önceki Beyanın Delil Niteliği
CMK 213. maddeye göre:
“Sanığın, hâkim veya mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalar ile Cumhuriyet savcısı tarafından alınan veya müdafiin hazır bulunduğu kolluk ifadesi, sanığın önceki beyanıyla çelişmesi hâlinde duruşmada okunabilir.”
Bu düzenleme, ifadenin delil olarak kullanılabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesini zorunlu kılar:
- Çelişki olmalı,
- İfade hâkim, mahkeme veya savcı tarafından alınmış olmalı (kolluk ifadesi ise müdafili olmalı),
- İfade doğrudan o dosya ile ilgili olmalı, bağlamdan kopuk olmamalıdır.
3. Ceza Genel Kurulu’nun Vurguladığı Hususlar
Kurul, kararında şu noktalara özellikle dikkat çekmiştir:
- Beyan ayrı bir dosyada alınmış, mevcut dava ile ilgisi net şekilde ortaya konmamıştır.
- İkrar, delil değeri taşısa bile, hangi şirkete ait olduğu belirsizdir.
- Somut olaydaki diğer delillerle desteklenmeyen tekil bir beyan, sanık aleyhine hüküm kurmak için yeterli görülmemelidir.
4. Beyan Delili ve Delil Değeri Tartışması
Yargıtay, “beyan” delilinin önemini şu şekilde açıklamıştır:
- Sanık beyanı, olayın en bilgili kişisinden gelen bilgi olduğu için değerlidir.
- Ancak özgür iradeye dayanmalı, yanıltıcı olmamalı ve diğer delillerle desteklenmelidir.
- Aksi takdirde, yalnızca bu beyana dayanılarak mahkumiyet kararı verilmesi vicdani kanaat sistemine aykırılık oluşturur.
5. Bursa Uygulaması: Önceki Beyanlar Delil Olamaz
Bursa’da ticari bir ihtilaftan kaynaklı ceza davasında, sanığın önceki bir vergi inceleme dosyasında verdiği ifadeye dayanılarak mahkumiyet kararı verilmiş, ancak bu ifade:
- Başka bir firmayla ilgili alınmış,
- Hangi şirkete ilişkin olduğu tespit edilmemiş,
- Sanık duruşmada bu beyanı reddetmiş olduğundan,
mahkeme, CMK 213 ve delil değerlendirme ilkeleri çerçevesinde ifadenin hükme esas alınamayacağına karar vermiştir.
6. Sonuç: Delil Değeri, Bağlam ve Destekle Ölçülmelidir
Bu karar, CMK 213’ün yalnızca teknik bir prosedür maddesi değil; adaletin sağlıklı işlemesi ve savunma hakkının korunması açısından kritik bir güvence olduğunu göstermektedir. Sanığın başka bir dosyada verdiği beyanın;
- Aynı olaya ilişkin olmadığı,
- Net bağ kurulmadığı,
- Destekleyici delil içermediği,
- Çelişki unsuru taşımadığı
durumlarda, delil değeri taşımayacağı ve tek başına mahkûmiyet sebebi oluşturamayacağı açıkça ifade edilmiştir.


