Yargıtay’dan FETÖ Davasında Savunma Hakkı Vurgusu: Tanığı Sorgulama Hakkı Engellenirse Mahkûmiyet Bozulur

Giriş

FETÖ/PDY yargılamalarında uzun süredir tartışılan en önemli meselelerden biri, mahkûmiyet kararlarının hangi delillere dayanabileceği ve bu delillerin sanık tarafından etkili biçimde tartışılıp tartışılamadığıdır. Özellikle mahrem imam, ardışık arama, ankesörlü telefon, HTS kayıtları, tanık beyanları ve 15 Temmuz gecesine ilişkin telefon irtibatları gibi deliller, mahkemelerce çoğu zaman örgüt üyeliği değerlendirmesinde belirleyici kabul edilmektedir.

Ancak Yargıtay’ın son bozma kararı, FETÖ yargılamalarında “delilin varlığı” kadar, o delilin hukuka uygun tartışılıp tartışılmadığının da belirleyici olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Habere göre Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanlığında TEM Şube Müdürü olarak görev yaparken KHK ile ihraç edilen ve silahlı terör örgütüne üyelikten 6 yıl 3 ay hapis cezası alan Binbaşı İdris Fındık hakkındaki mahkûmiyet kararını bozmuştur. Bozmanın merkezinde ise sanığın, mahkûmiyet açısından önemli kabul edilen tanığı sorgulama hakkından mahrum bırakılması bulunmaktadır.


Olayın Özeti: Mahkûmiyet Hangi Delillere Dayandırılmıştı?

Haberde aktarılan bilgilere göre sanık hakkında verilen mahkûmiyet kararında birkaç temel delil öne çıkmıştır. Bunlardan ilki, sanığın ardışık arandığına ilişkin HTS kayıtlarıdır. İkincisi, 15 Temmuz darbe girişimi gecesi sanığın, itirafçı Yüzbaşı Serkan Alemdar’ın kullandığı telefondan saat 23.32.37’de arandığı ve bu görüşmenin 24 saniye sürdüğü iddiasıdır. Üçüncüsü ise, jandarma mahrem yapılanmasına ilişkin tanık anlatımlarıdır.

Mahkeme gerekçesinde, FETÖ’nün jandarma mahrem yapılanması içinde yer aldığı iddia edilen kişilerin bir apartman dairesinde toplandığı, bu yapı içindeki kişilerin askerleri operasyonel hatlar üzerinden aradığı ve darbeye destek verilmesi yönünde talimat iletildiği kabul edilmiştir. Habere göre kararda ayrıca sanığın telefonunda bazı internet sitelerine giriş yaptığı ve arama motorunda Fethullah Gülen’e ilişkin bazı aramalar yaptığı da belirtilmiştir.

Bu noktada kararın dikkat çekici tarafı, Yargıtay’ın dosyadaki delillerin yalnızca maddi içeriğine değil, bu delillerin yargılama sırasında nasıl değerlendirildiğine odaklanmış olmasıdır.


Yargıtay’ın Bozma Gerekçesi: Tanığı Sorgulama Hakkı Kısıtlandı

Yargıtay’ın bozma gerekçesinin merkezinde, mahkûmiyete esas alınan ve cezanın kişiselleştirilmesinde belirleyici olduğu anlaşılan tanık Yüzbaşı Serkan Alemdar’ın dinlenme biçimi yer almaktadır. Habere göre Yargıtay, bu tanığın duruşmada açık yargılama ilkesi çerçevesinde, sanık ve müdafiinin sorgulama hakkı tanınarak dinlenmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Bu tespit son derece önemlidir. Çünkü ceza yargılamasında tanık beyanı, özellikle örgüt üyeliği gibi ağır suçlamalarda mahkûmiyetin temel dayanaklarından biri hâline geliyorsa, savunmanın bu tanığa soru sorma, beyanlarını test etme, çelişkileri ortaya çıkarma ve beyanın güvenilirliğini tartışma hakkı vardır.

Yargıtay’ın işaret ettiği husus, yalnızca şekli bir eksiklik değildir. Tanığın dinleneceği günün sanık ve müdafiine bildirilmemesi, sanığın tanıkla yüzleşme ve tanığı sorgulama hakkını fiilen ortadan kaldırır. CMK m.181’e göre tanık veya bilirkişinin dinleneceği gün, Cumhuriyet savcısına, suçtan zarar görene, vekiline, sanığa ve müdafiine bildirilmelidir.


CMK 180 ve 181 Neden Önemlidir?

Ceza muhakemesinde tanıkların duruşmada doğrudan dinlenmesi esastır. Ancak bazı hâllerde tanık, naip hâkim veya istinabe yoluyla da dinlenebilir. CMK m.180, tanık veya bilirkişinin uzun süre duruşmada hazır edilemeyeceği ya da yetkili mahkeme çevresi dışında bulunması nedeniyle getirilmesinin güç olduğu durumlarda istinabe yoluyla dinlenebileceğini düzenler.

Buna karşılık CMK m.181, böyle bir dinleme yapılacaksa tarafların haberdar edilmesini zorunlu kılar. Yani tanığın mahkeme dışında veya başka bir yer mahkemesi aracılığıyla dinlenmesi tek başına hukuka aykırı olmayabilir; fakat bu işlem sanıktan ve müdafiinden habersiz yapılırsa, savunmanın tanığa soru sorma hakkı ortadan kalkar.

Bu nedenle Yargıtay’ın bozma yaklaşımı şu temel ilkeye dayanmaktadır:

Tanık beyanı mahkûmiyette belirleyici ise, sanık ve müdafiine bu tanığı sorgulama imkânı tanınmadan verilen mahkûmiyet kararı savunma hakkını kısıtlar.


Anayasa ve AİHS Bakımından Tanığı Sorgulama Hakkı

Yargıtay’ın bozma gerekçesinde yalnızca CMK hükümlerine değil, aynı zamanda Anayasa m.36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6/3-d düzenlemesine de atıf yapılmıştır. Haberde aktarıldığı üzere Yargıtay, sanığa kamu tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek hakkının tanınması gerektiğini belirtmiştir.

Anayasa m.36, hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkını güvence altına alır. AİHS m.6/3-d ise suç isnadı altındaki kişinin, aleyhindeki tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkına sahip olduğunu düzenler. Bu hak, savunmanın pasif biçimde dosyadaki delillere katlanması değil, aktif şekilde delilleri tartışabilmesi anlamına gelir.

FETÖ yargılamalarında özellikle etkin pişmanlık beyanları, mahrem imam anlatımları, itirafçı asker ifadeleri ve teşhis içerikli tanık anlatımları ciddi sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle savunmanın tanığa soru sorma hakkı, yalnızca teorik bir hak değil; mahkûmiyetin güvenilirliğini doğrudan etkileyen asli bir yargılama güvencesidir.


Kararın FETÖ Yargılamaları Açısından Önemi

Bu karar, FETÖ davalarında savunma makamı açısından oldukça önemli bir hatırlatma niteliğindedir. Yargıtay’ın yaklaşımına göre mahkeme, “dosyada tanık beyanı var” demekle yetinemez. Tanık beyanının hangi koşullarda alındığını, sanık ve müdafiinin bu beyana karşı etkili itiraz imkânı bulup bulmadığını, tanığın duruşmada sorgulanıp sorgulanmadığını ve beyanın başka delillerle desteklenip desteklenmediğini değerlendirmek zorundadır.

Özellikle şu durumlarda savunma hakkının kısıtlandığı ileri sürülebilir:

  1. Tanığın sanık ve müdafiine haber verilmeden dinlenmesi,
  2. Tanığın beyanının hükme esas alınmasına rağmen yüzleştirme yapılmaması,
  3. Müdafiin tanığa soru sorma hakkının fiilen kullandırılmaması,
  4. Tanığın beyanındaki çelişkilerin giderilmemesi,
  5. Mahkûmiyetin tek veya belirleyici ölçüde sorgulanmamış tanık beyanına dayanması,
  6. Mahrem imam olduğu iddia edilen kişinin açık kimliğinin araştırılmaması,
  7. Sanık lehine araştırılması gereken hususların eksik bırakılması.

Bu karar, FETÖ dosyalarında “örgütsel irtibat” iddiasının ancak usul güvencelerine uygun şekilde tartışılmış delillerle ispatlanabileceğini göstermektedir.


“Saffet” Kod Adlı Mahrem İmamın Araştırılması Gereği

Haberde yer alan bir diğer önemli nokta, “Saffet” kod adlı ve gerçek adının Muhammet olduğu belirtilen jandarma mahrem imamına ilişkindir. Yargıtay’ın, bu kişinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesini, hakkında soruşturma veya dava bulunup bulunmadığının araştırılmasını ve varsa ilgili dosya örneklerinin temin edilerek tanık sıfatıyla ifadesinin alınmasını istediği aktarılmıştır.

Bu husus, eksik araştırma yönünden ayrıca önemlidir. Çünkü mahkeme, bir kişinin mahrem imam olarak sanığa talimat verdiğini veya sanığın bu yapı ile bağlantılı olduğunu kabul ediyorsa, bu kişinin kimliği, beyanları, hakkında yürütülen soruşturma dosyaları ve dosyadaki diğer kişilerle irtibatı somut biçimde araştırılmalıdır.

Aksi hâlde mahkûmiyet, soyut örgütsel anlatımlar veya tamamlanmamış bağlantı zincirleri üzerine kurulmuş olur. Ceza yargılamasında ise mahkûmiyet için şüphe değil, her türlü makul şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil gerekir.


24 Saniyelik Görüşme Tek Başına Ne İfade Eder?

Haberde sanığın 15 Temmuz gecesi saat 23.32.37’de arandığı ve görüşmenin 24 saniye sürdüğü belirtilmektedir. Bu tür bir görüşme kaydı, elbette dosyada değerlendirilmesi gereken bir veridir. Ancak ceza yargılamasında bir telefon görüşmesinin varlığı ile bu görüşmenin içeriği aynı şey değildir.

Bir arama kaydı şu sorular cevaplanmadan mahkûmiyet için tek başına yeterli kabul edilmemelidir:

  • Görüşmenin içeriği nedir?
  • Görüşmede darbe veya örgütsel talimat iletildiği somut olarak ispatlanmış mıdır?
  • Arayan kişi ile sanık arasında önceden örgütsel bağ var mıdır?
  • Sanık bu aramadan sonra hangi fiili gerçekleştirmiştir?
  • Sanığın beyanı başka delillerle çürütülmüş müdür?
  • Görüşme olağan dışı bir örgütsel temas mı, yoksa olay gecesindeki karmaşa içinde yapılan tekil bir irtibat mıdır?

Bu nedenle telefon irtibatları, özellikle içerik tespiti bulunmuyorsa, diğer delillerle birlikte ve savunma hakkına uygun şekilde değerlendirilmelidir.


Ardışık Arama ve Ankesör Delillerinde Usul Güvenceleri

FETÖ yargılamalarında ankesörlü telefon veya ardışık arama kayıtları sıkça mahkûmiyet delili olarak kullanılmaktadır. Ancak uygulamada bu delillerin değerlendirilmesinde bazı temel kriterlerin titizlikle incelenmesi gerekir.

Ardışık arama iddiası bakımından şu hususlar önemlidir:

  • Aramanın gerçekten ardışık nitelikte olup olmadığı,
  • Arayan hattın kim tarafından kullanıldığı,
  • Arama periyodunun örgütsel iletişim kalıbına uyup uymadığı,
  • Aranan kişiler arasında örgütsel bağ kurulup kurulamadığı,
  • Sanığın aynı ankesör veya operasyonel hattan kaç kez arandığı,
  • Aramaların tarihsel yoğunluğu,
  • HTS verilerinin başka delillerle desteklenip desteklenmediği,
  • Sanığın bu irtibatı açıklayan makul ve hayatın olağan akışına uygun savunmasının bulunup bulunmadığı.

Yargıtay’ın bu kararı, ardışık arama delilini tamamen geçersiz sayan bir karar değildir. Ancak bu tür delillerin, savunma hakkı kısıtlanarak ve kritik tanıklar sorgulatılmadan mahkûmiyete esas alınamayacağını göstermektedir.


Kararın Savunma Stratejilerine Etkisi

Bu bozma kararı, FETÖ dosyalarında müdafilerin özellikle şu noktalara odaklanması gerektiğini göstermektedir:

1. Tanığın Dinlenme Usulü Mutlaka Denetlenmelidir

Dosyada sanık aleyhine beyanda bulunan tanıkların hangi tarihte, nerede, hangi sıfatla ve kimlerin huzurunda dinlendiği incelenmelidir. Tanık sanık ve müdafiin yokluğunda dinlenmişse, CMK m.180 ve 181 yönünden açık itiraz yapılmalıdır.

2. Sorgulama Hakkının Kullandırılıp Kullandırılmadığı Araştırılmalıdır

Tanığın sadece dosyada ifadesinin bulunması yeterli değildir. Müdafiin tanığa soru sorup soramadığı, beyanın çelişkilerini ortaya koyma imkânı bulup bulmadığı ve mahkemenin bu talepleri karşılayıp karşılamadığı değerlendirilmelidir.

3. Mahrem İmam Olduğu İddia Edilen Kişiler Somutlaştırılmalıdır

Kod adıyla anılan kişilerin açık kimlik bilgileri, haklarında yürütülen soruşturma dosyaları, beyanları ve HTS bağlantıları araştırılmadan mahkûmiyet kurulması eksik inceleme itirazına konu edilmelidir.

4. Telefon Görüşmesinin İçeriği Sorgulanmalıdır

HTS kaydı bir iletişim verisidir; görüşmenin içeriğini doğrudan göstermez. Bu nedenle telefon kaydından hareketle örgütsel talimat kabul edilecekse, bu kabulün hangi somut delillere dayandığı tartışılmalıdır.

5. Savunma Hakkı Kısıtlanmışsa Mutlak Bozma Sebebi Olarak İleri Sürülmelidir

Tanığı sorgulama hakkının kullandırılmaması, sıradan bir usul eksikliği değil; adil yargılanma hakkını doğrudan etkileyen ağır bir ihlaldir. Bu nedenle istinaf ve temyiz dilekçelerinde açık, somut ve dosya içeriğine dayalı biçimde ileri sürülmelidir.


Örnek Savunma Argümanı

FETÖ dosyalarında bu karara benzer şekilde kullanılabilecek savunma yaklaşımı şu şekilde kurulabilir:

“Mahkûmiyet hükmüne esas alınan tanık beyanı, sanık ve müdafiine usulüne uygun şekilde bildirim yapılmaksızın alınmış; savunma makamına tanığı sorgulama, beyanındaki çelişkileri ortaya koyma ve güvenilirliğini test etme imkânı tanınmamıştır. CMK m.180 ve 181 hükümleri ile Anayasa m.36 ve AİHS m.6/3-d kapsamında güvence altına alınan tanık sorgulama hakkı ihlal edilmiştir. Hüküm, sorgulanmamış ve savunma tarafından tartışılamamış tanık anlatımına belirleyici ölçüde dayandırıldığından savunma hakkı kısıtlanmış olup mahkûmiyet kararının bozulması gerekmektedir.”


Kararın En Kritik Sonucu

Bu kararın en önemli sonucu şudur:

FETÖ yargılamalarında mahkûmiyet için yalnızca örgütsel bağlantı iddiası, HTS kaydı veya tanık beyanı bulunması yeterli değildir. Bu delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi, yargılama sırasında sanık ve müdafii tarafından tartışılabilmesi ve özellikle mahkûmiyete esas tanıkların sorgulanabilir olması gerekir.

Başka bir ifadeyle, yargılama makamı yalnızca “delil var mı?” sorusunu değil, aynı zamanda “bu delil adil yargılanma hakkına uygun biçimde tartışıldı mı?” sorusunu da cevaplamak zorundadır.


Sonuç

Yargıtay’ın bu bozma kararı, FETÖ davalarında savunma hakkının sınırlandırılamayacağını ve mahkûmiyetin, sanık tarafından sorgulanamayan belirleyici tanık beyanlarına dayandırılamayacağını ortaya koymaktadır. Özellikle mahrem imam, ardışık arama, operasyonel hat, HTS kaydı ve itirafçı tanık beyanlarının bulunduğu dosyalarda, mahkemelerin eksik araştırma yapmadan ve savunmanın delilleri tartışma hakkını güvence altına almadan hüküm kurmaması gerekir.

Bu karar, yalnızca bir sanık hakkında verilmiş bozma kararı olarak görülmemelidir. FETÖ yargılamalarında usul güvencelerinin, maddi deliller kadar önemli olduğunu gösteren güçlü bir içtihat yönelimi olarak değerlendirilmelidir.

Leave A Comment

All fields marked with an asterisk (*) are required

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız