bursa avukat

Evlatlığın Sona Erdirilmesi

Evlatlık İlişkisinin Kaldırılması: Türk Medeni Hukukunda Sebepler, Usul, Süreler ve Sonuçlar

Giriş

Evlat edinme, Türk medeni hukukunda yalnızca aile hukukuna ilişkin bir kurum değildir; aynı zamanda soybağı, kişilik, miras, velayet ve nüfus sicili üzerinde doğrudan sonuç doğuran güçlü bir statü ilişkisidir. Bu sebeple evlat edinme kararı verildikten sonra ortaya çıkan hukuki durum, tarafların serbest iradeleriyle ortadan kaldırılabilecek geçici bir bağ olarak değerlendirilemez. Güncel hukuk düzeninde evlatlık ilişkisi, eski hukuk dönemindeki gibi tarafların anlaşmasıyla ya da genel bir “haklı sebep” iddiasıyla sona erdirilemez; ancak kanunda açıkça öngörülmüş sakatlık hallerinin varlığı hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılabilir. Bu yönüyle evlatlık ilişkisinin kaldırılması, bir aile bağının basitçe çözülmesi değil; kuruluşunda hukuka aykırılık bulunan bir statü işleminin yargısal müdahale ile ortadan kaldırılmasıdır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun kabulüyle birlikte evlat edinme kurumu, sözleşmesel görünümünden uzaklaşmış; mahkeme kararıyla kurulan, kamusal denetimi yoğun ve çocuğun üstün yararı ekseninde şekillenen bir statüye dönüşmüştür. Bu değişimin doğal sonucu olarak, evlatlık ilişkisinin kaldırılması da istisnai bir müessese hâline gelmiştir. Artık mesele, tarafların evlatlık ilişkisini sürdürmek isteyip istememesi değil; ilişkinin kurulması sırasında kanunun zorunlu gördüğü esaslı veya usule ilişkin koşulların ihlal edilip edilmediğidir.

Bu makalede evlatlık ilişkisinin kaldırılması kurumu; kavramsal çerçevesi, kaldırma sebepleri, davayı açabilecek kişiler, hak düşürücü süreler, çocuğun menfaatinin etkisi, görevli mahkeme ve kaldırma kararının soybağı, velayet, soyadı ve miras üzerindeki sonuçları bakımından ayrıntılı biçimde incelenecektir. Ayrıca uygulamada sık yapılan hatalar, dava stratejisi ve ispat bakımından dikkat edilmesi gereken noktalar da ayrıca ele alınacaktır.

I. Evlatlık ilişkisinin kaldırılması kavramı ve hukuki niteliği

Evlatlık ilişkisinin kaldırılması, kesinleşmiş mahkeme kararıyla kurulmuş evlatlık bağının, yine mahkeme kararıyla ortadan kaldırılmasıdır. Burada özellikle vurgulanması gereken ilk husus, ortada kaldırılabilecek bir evlatlık ilişkisinin bulunabilmesi için önce geçerli veya en azından görünürde kurulmuş bir evlat edinme kararının var olması gerektiğidir. Evlat edinme kararı kesinleşmeden henüz evlatlık ilişkisi kurulmuş sayılmaz; dolayısıyla bu aşamada “kaldırma” davası değil, karara karşı olağan kanun yolları gündeme gelir.

Güncel sistemde evlatlık ilişkisinin kaldırılması, klasik anlamda bir fesih kurumu değildir. Bu kurum, ne borç ilişkilerindeki sözleşmenin sona ermesi mantığına ne de tarafların serbest tasarruf yetkisine dayanır. Daha doğru ifade ile kaldırma, kuruluşunda sakatlık bulunan bir statü işleminin sonradan yargısal denetimle ortadan kaldırılmasıdır. Kanun koyucunun “iptal” veya “butlan” yerine “kaldırma” terimini tercih etmesi de bu sebeple önemlidir. Böylece eski kanundaki keyfi sona erme alanı daraltılmış, soybağına yakın bir koruma rejimi tesis edilmiştir.

Burada “yokluk” ile “kaldırma” ayrımı da ayrı bir önem taşır. Eğer evlat edinme için zorunlu kurucu unsur hiç yoksa, örneğin mahkeme kararı bulunmuyorsa, tam ehliyetsiz kişi adına usulünce evlat edinme yapılmış görünüyorsa ya da evlat edinenin bu yönde gerçek bir talebi dahi mevcut değilse, artık kaldırmadan değil, evlat edinmenin yokluğundan söz edilir. Böyle bir durumda açılacak dava kaldırma davası değil, yokluğun tespiti veya nüfus sicilinin düzeltilmesi davasıdır. Bu ayrım uygulamada çok kritiktir; çünkü yanlış dava türü seçildiğinde hem süre hem hukuki yarar hem de ispat rejimi bakımından ciddi sorunlar doğar.

II. Kaldırma sebeplerinin sınırlı olması ilkesi

Türk Medeni Kanunu, evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını sınırlı sayıda sebebe bağlamıştır. Bu nedenle tarafların sonradan anlaşmazlığa düşmesi, evlat edinmenin aile içinde huzursuzluk yaratması, evlatlığın mirastan yoksun bırakılmasını gerektiren davranışlarda bulunması ya da tarafların artık birlikte aile ilişkisi sürdürmek istememesi, tek başına kaldırma sebebi oluşturmaz. Başka bir anlatımla, evlatlık ilişkisinin sona ermesi için kanunda sayılmayan sebeplere dayanılarak dava açılamaz.

Bu yaklaşımın altında iki temel düşünce vardır. İlki, evlatlık ilişkisinin mümkün olduğunca biyolojik soybağına yakın bir korumaya tabi tutulmasıdır. İkincisi ise özellikle çocuğun hukuki ve duygusal güvenliğinin korunmasıdır. Eğer taraflara diledikleri anda bu ilişkiyi çözme yetkisi verilseydi, evlat edinme kurumu çocuk bakımından ciddi bir güvencesizlik kaynağına dönüşürdü. Kanun koyucu bu riski bertaraf etmek için kaldırmayı ancak rıza eksikliği, esasa ilişkin noksanlık ve usule ilişkin eksiklik gibi objektif, denetlenebilir ve sınırlı hallere bağlamıştır.

III. Evlatlık ilişkisinin kaldırılma sebepleri

A. Rızası alınması gereken kişilerin rızalarının alınmamış olması

Evlatlık ilişkisinin kaldırılmasının ilk ve en önemli sebeplerinden biri, evlat edinme sırasında rızası zorunlu olan kişilerin rızalarının alınmamış olmasıdır. TMK m. 317 mantığına göre bu eksiklik, özellikle çocuğun menfaati ağır biçimde zedelenmeyecekse, kaldırma sebebi oluşturur.

Rızası alınması gereken kişiler, evlat edinmenin türüne göre değişir. Küçüğün evlat edinilmesinde ayırt etme gücüne sahip küçük, küçük üzerindeki anne ve baba, küçüğün vesayet altında olması hâlinde vesayet makamı; ergin veya kısıtlının evlat edinilmesinde ise evlat edinilen kişinin kendisi, evlat edinenin altsoyu varsa altsoy ve evlat edinilen kişi evliyse eşi rıza sürecinin parçasıdır. Bu kişilerin rızalarının hiç alınmaması açık bir kaldırma sebebidir.

Ancak mesele yalnızca “rıza alınmamış olması” ile sınırlı değildir. Hukuken geçersiz rıza da fiilen alınmamış rıza gibi değerlendirilmelidir. Örneğin anne veya babadan doğumu takip eden altı hafta içinde alınan rıza geçerli sayılmaz. Yine kanunda öngörülen geri alma süresi içinde rıza geri alınmış olmasına rağmen bu geri alma dikkate alınmadan evlat edinme kararı verilmişse, ortada geçerli bir rıza bulunduğu söylenemez. Bu durumda kaldırma istemi gündeme gelebilir.

Uygulamada özellikle iki konu önem taşır. Birincisi, anne ve babanın rızasının aranmayacağı hâllerde verilen kararın usulüne uygun bildirilip bildirilmediğidir. Küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmeyen anne veya babanın rızasının aranmayacağı yönündeki kararın ilgiliye yazılı bildirilmesi gerekir. Bildirim yapılmadan evlat edinme süreci tamamlanmışsa, bu durum sonradan kaldırma davasına dayanak olabilir. İkincisi ise irade sakatlığıdır. Öğretide bir görüş, kanunda açıkça sayılmadığı için irade sakatlığının kaldırma sebebi olmayacağını savunurken; diğer görüş, sakatlanmış rızanın geçerli rıza sayılamayacağını, dolayısıyla bunun da rıza yokluğu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul eder. Uygulamada ikinci görüş daha işlevseldir; zira hile, korkutma veya yanılma ile alınmış rızaya dayanılarak kurulan evlatlık ilişkisinin mutlak şekilde korunması, kurumun amacına aykırı sonuçlar doğurur.

Buna karşılık, evlat edinme kararından sonra ortaya çıkan ve sonradan rıza vermesi gerektiği düşünülen kişiler kaldırma talebinde bulunamaz. Örneğin evlat edinilen ergin kişi karar anında bekâr ise ve sonradan evlenmişse, daha sonra evlendiği eş “benim rızam alınmadı” diyerek kaldırma davası açamaz. Çünkü rıza hakkı, karar verilmeden önce o statüye sahip olan kişiler bakımından doğar.

B. Esasa ilişkin noksanlıklar

Kaldırmanın ikinci büyük sebep grubu, rıza eksikliği dışındaki esasa ilişkin noksanlıklardır. Bu durumda dava hakkı yalnızca rızası alınmayan kişilere değil, Cumhuriyet savcısına ve her ilgiliye de tanınmıştır. Bu, kanun koyucunun evlat edinmenin kamu düzeni boyutunu güçlü biçimde gördüğünü ortaya koyar.

Esasa ilişkin noksanlıklardan ilki, küçük bakımından en az bir yıllık; ergin veya kısıtlı bakımından ise en az beş yıllık bakım ve eğitim ilişkisinin bulunmamasıdır. Bu şart, şekli bir formalite değildir. Kanun koyucu burada hem bir “deneme süresi” hem de gerçek aile bağının kurulup kurulmadığını ölçen maddi bir kriter öngörmüştür. Çocuğun eğitim ve bakımına gerçek anlamda katkıda bulunmamış bir kişinin doğrudan evlat edinme statüsü elde etmesi engellenmek istenmiştir. Bu nedenle uygulamada yalnızca aynı evde yaşama değil; fiili bakım, eğitim sorumluluğu, ekonomik destek, duygusal bağ ve sosyal çevrede aile birliği görünümü gibi unsurların birlikte araştırılması gerekir.

İkinci önemli eksiklik, evlat edinmenin çocuğun menfaatine aykırı olmasıdır. Evlat edinme, çocuğun fiziksel, psikolojik, sosyal ve eğitimsel gelişimine zarar veriyorsa mahkemece baştan reddedilmelidir. Buna rağmen karar verilmişse, bu durum kaldırma sebebine dönüşebilir. Aynı biçimde evlat edinmenin, evlat edinenin diğer çocuklarının menfaatini hakkaniyete aykırı şekilde zedelemesi de esasa ilişkin sakatlıktır. Burada korunmak istenen yalnızca evlat edinilen çocuk değil, mevcut aile dengesidir.

Birlikte evlat edinmede eşlerin en az beş yıldır evli olmaları veya her ikisinin de otuz yaşını doldurmuş bulunmaları gerekir. Bu şartlar, çocuğun düzenli ve oturmuş bir aile ortamına yerleşmesini sağlamak amacı taşır. Eşlerin hem çok yeni bir evlilik içinde bulunması hem de gerekli yaş olgunluğuna sahip olmamaları hâlinde verilen evlat edinme kararı, esasa aykırılık nedeniyle kaldırılabilir. Ayrıca birlikte evlat edinme için evlilik şarttır; evli olmayan kişilerin birlikte evlat edinmesine karar verilmesi, kaldırma sebebi doğurur.

Tek başına evlat edinmede de yaş, medeni durum ve diğer eşe ilişkin koşullar önem taşır. Evli kişinin tek başına evlat edinebilmesi için diğer eş bakımından kanunda öngörülen özel şartların gerçekleşmesi gerekir. Yine eşin çocuğunun evlat edinilmesinde kanunun aradığı süreler gerçekleşmeden verilen kararlar, kaldırma davasına konu olabilir. Evlat edinen ile evlat edinilen arasında en az on sekiz yaş farkı bulunması gereği de aynı şekilde esasa ilişkin zorunlu bir unsurdur. Bu unsur yoksa evlat edinme kararı hukuken sakattır.

Uygulamada en sık gözden kaçan esasa ilişkin husus, hâkimin araştırma yükümlülüğünün yüzeysel yerine getirilmesidir. Hâkim; tarafların kişisel özelliklerini, ekonomik durumlarını, yaşam koşullarını, sosyal çevrelerini, çocuğa sağlanacak güvenceyi ve evlat edinmeye psikolojik hazırlık seviyesini yeterince araştırmadan karar verirse, görünürde usule ilişkin bir eksiklik varmış gibi dursa da çoğu zaman bu eksiklik esasa da sirayet eder. Bu yüzden dosyada sosyal inceleme raporu, uzman görüşü, yaşam koşullarına ilişkin somut tespitler ve tarafların dinlenmesine ilişkin kayıtlar mutlaka titizlikle incelenmelidir.

C. Usule ilişkin noksanlıklar

Evlatlık ilişkisinin kaldırılmasının üçüncü sebep grubu, usule ilişkin noksanlıklardır. Burada dikkat edilmesi gereken temel nokta şudur: Her usul eksikliği otomatik biçimde kaldırma sonucunu doğurmaz. Kanun, özellikle evlat edinilenin menfaatini ağır biçimde zedeleyecek hâllerde, sırf usul eksikliği nedeniyle kurulmuş aile bağının yıkılmasını istememiştir. Bu nedenle usul eksiklikleri bakımından çocuk yararı daha güçlü bir filtre olarak karşımıza çıkar.

Usule ilişkin eksikliklerin başında görevli ve yetkili mahkemeye ilişkin yanlışlık gelir. Evlat edinme kararı, kanunun öngördüğü yer mahkemesi dışında verilmişse bu eksiklik kaldırma davasına konu edilebilir. Yine küçüğün anne ve babasının rızasının kanunda belirtilen mahkemede açıklanıp tutanağa geçirilmemesi, usul eksikliği oluşturur. Rızanın yazılı veya sözlü verilmiş olması tek başına yeterli değildir; önemli olan bu beyanın usulüne uygun şekilde mahkeme tutanağına geçirilmesidir.

Bir diğer usuli eksiklik, evlat edinme yargılamasında tarafların ve gerekli kişilerin dinlenmemesi, uzman görüşü alınmaması ya da incelemenin yüzeysel bırakılmasıdır. Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere; evlat edinenin ve evlat edinilenin kişisel ve ekonomik durumları, sosyal güvenceleri, yaşam koşulları, çocuk bakımına elverişlilikleri ayrıntılı şekilde araştırılmadan verilen kararlar usul ve yasaya aykırı kabul edilmektedir. Bu durum sadece şekli değil, çoğu zaman maddi gerçeğe ulaşmayı da engelleyen ciddi bir yargılama kusurudur.

IV. Kaldırma davasını kimler açabilir?

Davayı açabilecek kişiler, ileri sürülen kaldırma sebebine göre değişir. Eğer dava rıza eksikliğine dayanıyorsa, dava hakkı esasen rızası alınması gerekirken alınmayan kişilere aittir. Ayırt etme gücüne sahip küçük, anne ve baba, vesayet makamı, ergin veya kısıtlı evlat edinilen, evlat edinenin altsoyu ya da evlat edinilenin eşi bu çerçevede düşünülebilir.

Buna karşılık, esasa ilişkin noksanlıklarda dava hakkı daha geniştir. Cumhuriyet savcısı ve “her ilgili” kaldırma talebinde bulunabilir. “Her ilgili” kavramı dar yorumlanmamalıdır; evlat edinme kararının doğrudan hukuki sonuçlarından etkilenen kişiler bu kapsamda değerlendirilir. Burada özellikle miras, velayet, aile bütünlüğü veya nüfus kaydı bakımından doğrudan etkilenen kişilerin dava ehliyeti bulunduğu kabul edilmelidir.

Anne ve babanın rızasının alınmaması sebebiyle açılacak davalarda ayrıca bir nokta önemlidir: Öğretide, anne ve babanın evlat edinme kararına karşı olağan itiraz ve temyiz yollarını kullanmamış olmasının, sonradan kaldırma talebi bakımından hakkın kötüye kullanımı şüphesi doğurabileceği belirtilmektedir. Ancak kaldırma sebebi kararın kesinleşmesinden sonra öğrenilmişse, yalnızca bu gerekçeyle dava hakkının reddedilmesi doğru olmaz.

V. Evlatlık ilişkisinin kaldırılmasının istenemeyeceği haller

Kanunda kaldırma sebebi bulunmasına rağmen her olayda kaldırma kararı verilemez. Özellikle rıza eksikliği ve usul eksikliklerinde, evlat edinilenin menfaatinin ağır biçimde zedelenmesi ihtimali varsa, mahkeme kaldırma talebini reddedebilir. Bu düzenleme, evlat edinme kurumunun merkezinde çocuğun üstün yararının yer aldığını açıkça gösterir. Öğretide “küçüğün menfaati” ibaresinin ergin evlatlık yönünden de menfaat denetimi yapılmasını engellemediği kabul edilmektedir.

Bunun dışında, esasa ilişkin noksanlıkların sonradan ortadan kalkmış olması da önem taşır. Kanunun mantığı, başlangıçta mevcut olan sakatlığın dava açıldığı sırada artık fiilen giderilmiş olması hâlinde kaldırma yolunun kapalı olması yönündedir. Burada amaç, aile hayatında zamanla düzelmiş ve çocuğun lehine sonuç üretmeye başlamış bir yapının salt geçmişteki eksiklik nedeniyle yıkılmasını önlemektir.

Son olarak hak düşürücü sürenin geçirilmiş olması, kaldırma istemini ortadan kaldırır. Bu sürelerin kamu düzenine ilişkin yönü bulunduğundan, hâkim tarafından resen gözetilir. Tarafların ileri sürmesini beklemek gerekmez.

VI. Hak düşürücü süreler

TMK m. 319 sistematiğine göre evlatlık ilişkisinin kaldırılması davası, kaldırma sebebinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde evlat edinme işleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Bu süre hak düşürücü süredir; zamanaşımı gibi defi niteliğinde değildir. Dolayısıyla hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınır. Yargıtay da bu konuda açık biçimde aynı yönde karar vermektedir.

Uygulamada en önemli sorun, “öğrenme tarihi”nin nasıl belirleneceğidir. Özellikle rıza eksikliği, sahte imza, irade sakatlığı veya eksik araştırma gibi durumlarda davacı taraf çoğu zaman sakatlığı karar tarihinde değil, daha sonra öğrenir. Bu hâllerde öğrenme tarihinin somut delillerle ispatlanması gerekir. Yazışmalar, tebligatlar, dosya inceleme tarihleri, nüfus kayıt örnekleri, bilirkişi raporları ve önceki dava dosyaları bu ispatta önem taşır. Sırf karar tarihi üzerinden otomatik süre hesabı yapılması her olayda doğru sonuç vermez. Bununla birlikte beş yıllık azami sürenin aşılması hâlinde genel olarak dava hakkı ortadan kalkar.

VII. Görevli ve yetkili mahkeme

Evlatlık ilişkisinin kaldırılmasına ilişkin davalar aile hukukundan doğduğu için görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Bu husus yalnızca evlat edinme kararı bakımından değil, kaldırma davaları bakımından da belirleyicidir. Yetki bakımından ise evlat edinme kararının verildiği sistematiğe paralel şekilde ilgili yer mahkemesi önem taşır; ancak somut olayın özelliklerine göre usule ilişkin noksanlığın bizzat yetki/görev hatasına dayanması da mümkündür. Uygulamada yanlış mahkemede açılan davalar, özellikle sürelerin dar olduğu durumlarda telafisi güç kayıplara yol açabileceğinden, dava stratejisinin başında görev-yetki meselesi netleştirilmelidir.

VIII. Kaldırma kararının hukuki sonuçları

A. Soybağı üzerindeki etki

Evlatlık ilişkisinin kaldırılmasıyla evlat edinen ile evlatlık arasındaki yapay soybağı sona erer. Ancak bu sonucun geçmişe mi yoksa ileriye mi etkili olduğu öğretide tartışmalıdır. Bir görüş kaldırma kararının geriye etkili sonuç doğuracağını, diğer görüş ise özellikle statü güvenliği ve daha önce yapılmış hukuki işlemlerin geçerliliği bakımından ileriye etkili yorumun daha isabetli olduğunu savunur. Özellikle evlat edinenin veli sıfatıyla geçmişte yaptığı işlemlerin tamamının tartışmalı hâle gelmemesi bakımından ileriye etkili yaklaşım daha işlevsel görünmektedir.

B. Velayet üzerindeki etki

Evlatlık ilişkisinin kaldırılmasıyla evlat edinenin velayet hakkı sona erer. Ancak velayet otomatik olarak kendiliğinden biyolojik anne ve babaya dönmez. Mahkeme, somut olayın koşullarına göre velayetin öz anne ve babaya verilmesine karar verebilir; gerekli görürse evlatlığın korunması amacıyla vasi atanmasına da hükmedebilir. Bu nokta uygulamada son derece önemlidir; çünkü birçok dosyada kaldırma davası açılırken velayet ve kişisel ilişki talepleri ihmal edilmekte, karar sonrasında çocuk bakımından boşluk doğmaktadır. Velayet sonucu ayrıca ve açık biçimde talep edilmelidir.

C. Soyadı ve ad üzerindeki etki

Evlat edinme kararıyla evlat edinenin soyadını alan çocuk, kaldırma kararıyla artık bu soyadı kullanamaz ve kural olarak önceki soyadına döner. Ancak birlikte evlat edinmede ilişkinin yalnızca eşlerden biri bakımından kaldırılması hâlinde, diğer eşle evlatlık bağı devam ettiğinden soyadında değişiklik olmayabilir. Ayrıca evlat edinme sırasında çocuğa yeni bir ad verilmişse, bu adın kendiliğinden hükümsüz hâle gelmesi söz konusu değildir; adın değiştirilmesi için ayrıca haklı sebebe dayalı talep gerekir.

D. Miras üzerindeki etki

Evlatlık ve onun altsoyu, evlat edinme kararının kesinleşmesiyle evlat edinene mirasçı olur. Kaldırma kararıyla bu mirasçılık sıfatı da sona erer. Öğretide ve önceki dönem tartışmalarında, özellikle evlat edinenin dava açtıktan sonra ölmesi hâlinde kaldırma kararının miras açısından geriye etkili değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ayrıca ele alınmıştır. Bu alan, somut olayın niteliğine göre özel değerlendirme gerektirir. Ancak temel ilke şudur: Geçerli biçimde sürmekte olan evlatlık ilişkisi mirasçılık doğurur; kaldırma kararıyla bu hak geleceğe dönük olarak ortadan kalkar, bazı özel hâllerde miras hukukuna ilişkin geriye etkili tartışmalar da gündeme gelebilir.

IX. Uygulamaya yönelik değerlendirmeler

Evlatlık ilişkisinin kaldırılması davalarında başarı çoğu zaman teorik bilgi kadar doğru dosya inşasına bağlıdır. İlk olarak, davanın “kaldırma” mı yoksa “yokluğun tespiti” mi olduğunun doğru teşhis edilmesi gerekir. Mahkeme kararı hiç yoksa ya da kurucu unsur yoksa kaldırma davası açmak usulden ve esastan sorun yaratır.

İkinci olarak, kaldırma sebebinin hangi kategoriye girdiği doğru ayrıştırılmalıdır. Rıza eksikliği olan dosyada Cumhuriyet savcısı üzerinden değil, rızası alınmayan kişi üzerinden dava kurulması gerekebilir. Esasa ilişkin noksanlıkta ise savcı ve ilgililerin dava hakkı genişler. Bu ayrım, aktif husumet ve dava ehliyeti bakımından belirleyicidir.

Üçüncü olarak, süre hesabı çok dikkatli yapılmalıdır. Öğrenme tarihi somut delille desteklenmeli; özellikle beş yıllık azami süre bakımından dosya açılmadan önce takvim net şekilde çıkarılmalıdır. Aksi hâlde mahkeme, taraf ileri sürmese bile davayı hak düşürücü süre nedeniyle reddeder.

Dördüncü olarak, çocuğun üstün yararı merkezde tutulmalıdır. Rıza veya usul eksikliğine dayanılan davalarda, kaldırmanın çocuğun psikolojik, sosyal ve eğitimsel durumunu nasıl etkileyeceği somutlaştırılmadan dava açılması ciddi risk taşır. Mahkeme, sırf biçimsel eksiklik tespit ettiği için otomatik kaldırma kararı vermez; özellikle çocuğun mevcut düzeninin yıkılmasının ağır sonuç doğuracağı durumlarda istemi reddedebilir. Bu nedenle pedagog, sosyal inceleme uzmanı, okul kayıtları, sağlık durumu ve aile içi fiili bağlar dosyaya güçlü şekilde yansıtılmalıdır.

Beşinci olarak, kaldırma davası açılırken yalnızca ana taleple yetinilmemelidir. Velayet, kişisel ilişki, nüfus kaydının düzeltilmesi, soyadı değişikliği, gerektiğinde vasi tayini ve mirasçılık statüsüne ilişkin sonuçların da dava dilekçesinde düşünülmesi gerekir. Aksi hâlde kaldırma kararı alınsa bile sonrasında yeni davalar açılması zorunlu hâle gelebilir.

X. Sonuç

Evlatlık ilişkisinin kaldırılması, Türk medeni hukukunda istisnai ve sıkı şartlara bağlı bir kurumdur. Güncel hukuk düzeni, eski dönemden farklı olarak evlatlık bağını tarafların serbest iradeleriyle sona erdirilebilir bir ilişki değil, ancak kanunda sınırlı olarak sayılmış sakatlık sebepleri varsa ortadan kaldırılabilecek bir statü ilişkisi olarak kabul etmektedir. Bu sebepler temelde üç başlık altında toplanmaktadır: rızası alınması gereken kişilerin rızalarının alınmamış olması, esasa ilişkin noksanlıklar ve usule ilişkin eksiklikler.

Ancak bu sebeplerin varlığı her zaman kaldırma kararı verilmesini zorunlu kılmaz. Özellikle rıza ve usul eksikliğinde evlat edinilenin menfaatinin ağır biçimde zedelenmesi ihtimali, kaldırma isteminin reddine yol açabilir. Ayrıca hak düşürücü süreler, giderilmiş noksanlıklar ve dava türünün yanlış seçilmesi de uygulamada belirleyici engellerdir.

Dolayısıyla evlatlık ilişkisinin kaldırılması davaları, yalnızca kanun maddelerinin tekrarlandığı teknik davalar değil; soybağı, çocuk hukuku, miras hukuku ve usul hukukunun kesişim noktasında bulunan hassas uyuşmazlıklardır. Başarılı bir yargılama için salt sakatlığın varlığını göstermek yeterli değildir; bunun hangi hukuki kategoriye girdiğinin, kimin dava açabileceğinin, sürenin ne zaman başladığının ve kaldırmanın çocuk üzerindeki etkilerinin de son derece dikkatli kurulması gerekir. Bu yönüyle kurum, hem akademik inceleme hem de uygulama stratejisi bakımından özel uzmanlık gerektirmektedir.

Yargıtay Kararları (Künye Numaralı)

  • Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 2017/3040 E., 2017/13934 K., 26.10.2017: Evlatlık ilişkisinin kaldırılması davası. Evlat edinme sırasında TMK md. 316’daki araştırma yapılmadığı ve TMK md. 313/3’teki 5 yıllık aile halinde yaşama şartı gerçekleşmediği gerekçesiyle ilk derece kabul kararı temyiz edilmiş. Daire, koşulların incelenmesini vurgulamış.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2021/7966 E., 2022/1940 K., 01.03.2022: Evlat edinen tarafından açılan TMK md. 318 kapsamında kaldırma davası. Kesinleşmiş evlat edinme kararındaki bakım şartı nedeniyle kaldırma talebi reddedilmiş; başka mahkemece evlat edinme şartları yeniden denetlenemez. Bozma kararı.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/3655 E., 2023/3104 K., 13.06.2023: Evlat edinme şartlarının oluşmadığı iddiasıyla kaldırma talebi. Kesinleşmiş mahkeme kararı denetimi başka davada yapılamaz; dava reddedilmiş.
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2023/2-422 E., 2024/370 K.: Mirasçıları tarafından açılan TMK md. 318 kaldırma davası. Anayasa Mahkemesi iptal kararından önce hak düşürücü süre dolduğu için maddi kazanılmış hak doğduğu; dava reddedilmeli. Bozma.
  • Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 2019/216 E., 2019/1659 K., 19.02.2019: Evlatlık ilişkisinin kaldırılması belirli şartlarla sınırlıdır (TMK md. 318).
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2003/13654 E., 2003/15160 K., 10.11.2003: Eski 743 sayılı Kanun’a göre evlatlık akdinin iptali; yeni TMK’da farklı düzenleme, somut olayda kaldırma şartları oluşmamış.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2008/248 E., 2009/7129 K., 14.04.2009: Evlatlık ilişkisinin kaldırılması davasında 1 yıllık hak düşürücü süre geçtiği için red (TMK md. 319).
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2005/2051 E., 2005/4999 K.: Evlat edinmenin iptali (TMK md. 315 ile ilgili)

Anayasa Mahkemesi Kararları

  • Anayasa Mahkemesi, 2017/167 E., 2017/172 K., 13.12.2017: TMK md. 318/1 (“her ilgili”) ve md. 319’un Anayasa’ya aykırılığı iddiası. “Her ilgili” ibaresi reddedilmiş; süre düzenlemesi incelenmiş. Evlatlık ilişkisinin kaldırılmasında çocuğun menfaati vurgulanmış.
  • Anayasa Mahkemesi, 2023/3 E., 2023/139 K., 26.07.2023: TMK md. 314/4 (nüfus kaydına ana-baba adı yazılması) ve ilgili nüfus kanunu geçici maddesi. İptal/red kararları.
  • Anayasa Mahkemesi, 25072023 tarihli, 2020/10490 başvuru no’lu karar (bireysel başvuru): Evlatlık ilişkisinin kaldırılması nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlali iddiası. İlgili Yargıtay kararları referans gösterilmiş (örneğin kapatılan 18. HD 2014/19324 E., 2015/7582 K. – yaş farkı nedeniyle red).

Leave A Comment

All fields marked with an asterisk (*) are required

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız