AİHM ByLock kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 29 Eylül 2026 tarihinde açıkladığı Parun ve Diğerleri/Türkiye kararıyla yeniden gündeme gelmiştir. Mahkeme, ByLock kullanımına belirleyici delil değeri verilerek silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkûm edilen 345 başvurucunun dosyasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/1. maddesiyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ve 7. maddesinde düzenlenen kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Kararın en önemli sonucu, ByLock uygulamasını kullanmanın doğrudan örgüt üyeliği suçunun bütün unsurlarının gerçekleştiği anlamına gelmeyeceğinin bir kez daha vurgulanmasıdır.
AİHM, sanığın eylemlerinin Türk Ceza Kanunu’nun 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı örgüt üyeliği suçunu oluşturup oluşturmadığının, suçun maddi ve manevi unsurları bakımından incelenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
29 Eylül 2026 tarihli AİHM ByLock kararı, yalnızca belirli bir haberleşme uygulamasının kullanılmasının suçun bütün unsurlarını otomatik olarak ispatladığı kabulüne karşı önemli bir insan hakları güvencesi oluşturmaktadır.
Bu makalede Parun ve Diğerleri/Türkiye kararının içeriği, Yüksel Yalçınkaya içtihadıyla bağlantısı, ByLock delilinin hukuki değeri, kesinleşmiş mahkûmiyetlere etkisi ve yeniden yargılama imkânı ayrıntılı olarak incelenmektedir.
AİHM ByLock Kararı 2026: Kararın Künyesi ve Sonuçları
| Bilgi | Açıklama |
|---|---|
| Mahkeme | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi |
| Karar | Parun ve Diğerleri/Türkiye |
| Başvuru numarası | 9991/20 ve diğer 344 başvuru |
| Karar tarihi | 29 Eylül 2026 |
| Kararı veren oluşum | İkinci Daire Komitesi |
| Başvurucu sayısı | 345 |
| İncelenen suç | TCK 314/2 – Silahlı terör örgütü üyeliği |
| İhlal edilen haklar | AİHS m. 6/1 ve m. 7 |
| Manevi tazminat | İhlal tespiti yeterli adil tatmin kabul edildi |
| Yeniden yargılama | CMK 311/1-f kapsamında başvurucular yönünden giderim yolu olarak değerlendirildi |
| Kararın durumu | Kesin |
AİHM’in kararında, başvurucuların ByLock kullandıklarının tespit edilmesinin, iç hukuk mahkemeleri tarafından örgüt üyeliği suçunun unsurlarını ortaya koyan kesin delil şeklinde değerlendirilmesi üzerinde durulmuştur.
Bununla birlikte AİHM, ByLock verilerinin ceza yargılamasında hiçbir şekilde delil olamayacağını söylememiştir. Kararın esas aldığı hukuki sorun, delile verilen otomatik ve belirleyici hukuki anlamdır.
AİHM ByLock Kararı Nedir?
AİHM ByLock kararı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçundan verilen mahkûmiyetlerde ByLock uygulamasının delil olarak değerlendirilmesine ilişkin insan hakları standartlarını ortaya koyan kararlardan biridir.
29 Eylül 2026 tarihli Parun ve Diğerleri/Türkiye kararında AİHM, önceki Yüksel Yalçınkaya ve Demirhan ve Diğerleri kararlarında belirlenen ilkeleri uygulamıştır.
Mahkemenin incelemesinde iki temel mesele bulunmaktadır:
Birincisi, ByLock kullanımının Türk Ceza Kanunu’nun 314/2. maddesinde düzenlenen suçun bütün unsurlarını kendiliğinden ispatlayan bir olgu olarak kabul edilmesidir.
İkincisi ise sanıkların ByLock verilerine etkili şekilde itiraz edebilmesi, delillerin güvenilirliğini tartışabilmesi ve mahkemelerin ileri sürülen savunmalara yeterli gerekçeyle cevap vermesi bakımından yaşanan sorunlardır.
Bu yönüyle karar, yalnızca teknik delillerin incelenmesine değil, adil yargılanma ve suçta kanunilik ilkelerinin uygulanmasına ilişkindir.
AİHM ByLock Kararında Hangi Hakların İhlal Edildiğini Belirledi?
AİHM, Parun ve Diğerleri/Türkiye kararında iki ayrı hak ihlali tespit etmiştir.
1. AİHS Madde 7: Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz İlkesi
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesi, bir kimsenin işlendiği tarihte suç oluşturmayan bir fiilden dolayı cezalandırılmamasını ve ceza hukukunun öngörülebilir biçimde uygulanmasını güvence altına almaktadır.
AİHM’in değerlendirmesinde sorun, ByLock kullanımına ilişkin bulgunun örgüt üyeliği suçunun maddi ve manevi unsurlarını otomatik olarak karşıladığı şeklindeki yaklaşımdır.
Oysa TCK 314/2 bakımından yalnızca belirli bir haberleşme uygulamasının kullanılması değil, kişinin silahlı örgütle üyelik ilişkisi kurup kurmadığı da önemlidir.
Silahlı örgüt üyeliğine ilişkin değerlendirmede kişinin örgütle organik bağının, faaliyetlerinin niteliğinin ve suçun manevi unsurunun incelenmesi gerekir.
AİHM’e göre ByLock kullanımının suçun bütün unsurlarının varlığına eşdeğer kabul edilmesi, ceza sorumluluğunun kişiselliği ve kanunilik ilkeleri bakımından ciddi sorunlara yol açmaktadır.
2. AİHS Madde 6/1: Adil Yargılanma Hakkı
AİHM’in ikinci ihlal tespiti adil yargılanma hakkına ilişkindir.
Mahkeme, ByLock verilerinin mahkûmiyette temel delil olarak kullanıldığı yargılamalarda sanıkların bu verilere etkili biçimde itiraz edebilmesinin önemini vurgulamıştır.
Adil yargılanma bakımından şu güvenceler önem taşır:
- Delillerin güvenilirliğinin tartışılabilmesi,
- Teknik verilerin savunma tarafından denetlenebilmesi,
- Sanığın esaslı itirazlarının mahkeme tarafından değerlendirilmesi,
- Mahkûmiyetin ilgili ve yeterli gerekçeye dayanması,
- Suçun unsurlarıyla deliller arasında somut bağlantı kurulması.
ByLock verilerinin yalnızca dosyada bulunması, mahkemenin delilleri değerlendirme ve gerekçeli karar verme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
AİHM ByLock Kararı ByLock Delilini Geçersiz mi Saydı?
Hayır. AİHM ByLock kararı, ByLock verilerinin bütün davalarda hukuken geçersiz olduğunu ilan etmemiştir.
Bununla birlikte kararın yalnızca eksik mesaj içeriklerinden kaynaklanan teknik bir delil sorunu olarak değerlendirilmesi de doğru değildir.
Mahkemenin temel eleştirisi, ByLock kullanımının silahlı örgüt üyeliği suçunun tüm unsurlarını ispatlayan kesin bir karineye dönüştürülmesidir.
Örneğin bir ceza dosyasında ByLock kullanıldığına ilişkin teknik rapor bulunması ile kişinin örgüt hiyerarşisine dahil olduğunun ispatlanması aynı hukuki mesele değildir.
Mahkemenin değerlendirmesi, suçun unsurlarının her sanık yönünden ayrı ayrı incelenmesi gerektiğine dayanmaktadır.
ByLock Mesaj İçerikleri Bulunursa Mahkûmiyet Verilebilir mi?
ByLock mesaj içerikleri, hukuka uygun olarak elde edilmiş ve güvenilirlikleri ortaya konulmuş olmaları koşuluyla ceza yargılamasında delil olarak değerlendirilebilir.
Ancak mesaj içeriklerinin bulunması, otomatik olarak örgüt üyeliği suçunun oluştuğunu göstermez.
Mesajların kimler arasında gerçekleştiği, hangi tarihlere ait olduğu, içeriklerinin niteliği ve örgütsel faaliyetlerle bağlantısı incelenmelidir.
Ayrıca mesajların kişinin örgütle organik bağını ve üyelik kastını ortaya koyup koymadığı değerlendirilmelidir.
Bu nedenle ByLock mesajları mevcut olsa dahi mahkeme, somut olayda TCK 314/2’nin bütün unsurlarının gerçekleştiğini gerekçelendirmek zorundadır.
Başka Deliller Bulunması AİHM İhlalini Ortadan Kaldırır mı?
AİHM’in Parun kararındaki önemli tespitlerinden biri, bazı başvurucular hakkında ByLock haricinde başka deliller de bulunmasına rağmen Mahkemenin önceki ihlal yaklaşımından ayrılmamasıdır.
Kararda, başka delillerin bazı sanıkların örgütle organik bağını ortaya koyabilecek nitelikte olabileceği kabul edilmiştir.
Ancak bu durum, ByLock kullanımına otomatik olarak bütün suç unsurlarını ispatlayan bir değer verilmesinden kaynaklanan hukuki sorunu kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır.
Dolayısıyla başka delillerin varlığı ile bu delillerin suçun unsurlarını gerçekten ispatlayıp ispatlamadığı farklı konulardır.
AİHM ByLock Kararı ve Yüksel Yalçınkaya İçtihadı
29 Eylül 2026 tarihli kararın anlaşılabilmesi için AİHM Büyük Dairesinin 26 Eylül 2023 tarihli Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararının da değerlendirilmesi gerekir.
Yüksel Yalçınkaya kararında Mahkeme, ByLock kullanımı üzerinden yürütülen örgüt üyeliği yargılamalarının Sözleşme’nin 6 ve 7. maddeleriyle ilişkisini incelemiştir.
Bu kararın önemli yönü, yalnızca bireysel bir yargılamadaki hatayı değil, benzer dosyalara yansıyabilecek daha geniş bir uygulama sorununu tespit etmesidir.
Parun ve Diğerleri kararı da bu yaklaşımın devamı niteliğindedir.
2023 ve 2026 AİHM ByLock Kararları Arasındaki Fark
| Kriter | Yüksel Yalçınkaya 2023 | Parun ve Diğerleri 2026 |
|---|---|---|
| Kararı veren | AİHM Büyük Daire | AİHM İkinci Daire Komitesi |
| İnceleme | Bireysel başvuru | 345 başvurunun birlikte incelenmesi |
| Temel konu | ByLock delili ve örgüt üyeliği | Aynı yaklaşımın benzer mahkûmiyetlerde uygulanması |
| Kanunilik | AİHS m. 7 ihlali | AİHS m. 7 ihlali |
| Adil yargılanma | AİHS m. 6/1 ihlali | AİHS m. 6/1 ihlali |
| İçtihat bakımından önemi | Temel ilkelerin belirlenmesi | İlkelerin benzer dosyalara uygulanması |
AİHM ByLock kararı 2026, böylece önceki içtihadın münferit bir dosyayla sınırlı olmadığını göstermektedir.
AİHM ByLock Kararı ve TCK 314/2 Kapsamında Örgüt Üyeliği
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314/2. maddesi silahlı örgüt üyeliği suçunu düzenlemektedir.
Türk ceza hukukunda örgüt üyeliğinin değerlendirilmesinde kişinin örgütle organik bağının bulunması ve faaliyetlerinin süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk ölçütleri kapsamında incelenmesi önem taşımaktadır.
Her somut olayda bu ölçütlerin uygulanması, isnat edilen fiilin niteliğine göre değerlendirilmelidir.
Organik Bağ Nedir?
Organik bağ, kişinin örgütle rastlantısal veya geçici bir ilişki içerisinde bulunmasından farklı olarak, örgütsel yapı ve hiyerarşiyle üyelik ilişkisi kurmasını ifade eder.
Bir kişinin belirli kişilerle iletişim kurması, belirli bir kurumda çalışması veya bir dijital uygulamayı kullanması tek başına her durumda organik bağın bulunduğunu göstermeyebilir.
Bu faaliyetlerin suçun kanuni unsurları bakımından taşıdığı anlam somut delillerle belirlenmelidir.
Süreklilik, Çeşitlilik ve Yoğunluk Ölçütleri
Örgüt üyeliği iddiasında kişinin faaliyetleri değerlendirilirken eylemlerin niteliği, zaman içerisindeki devamlılığı, örgütsel bağlantıları ve hiyerarşik ilişkiyi gösterip göstermediği incelenmektedir.
Bu ölçütler birer otomatik mahkûmiyet formülü değildir.
Örneğin yalnızca belirli bir tarihte yapılan iletişimin varlığı ile örgütün hiyerarşik yapısına dahil olma iradesi aynı şey değildir.
AİHM ByLock kararı, bu ayrımın göz ardı edilmemesi gerektiğini desteklemektedir.
AİHM ByLock Kararı Kesinleşmiş Mahkûmiyetleri Etkiler mi?
Evet, ancak bunun kapsamı önemlidir.
Parun ve Diğerleri/Türkiye kararında başvurucu olarak yer alan kişiler ile aynı nitelikte mahkûmiyetleri bulunmasına rağmen bu kararın tarafı olmayan kişiler birbirinden ayrılmalıdır.
AİHM tarafından doğrudan hak ihlali tespit edilen başvurucular bakımından, CMK 311/1-f kapsamında yargılamanın yenilenmesi yolu gündeme gelebilir.
Kararın başvurucusu olmayan kişiler bakımından ise aynı kararın doğrudan ve otomatik biçimde yargılamanın yenilenmesi sebebi oluşturduğu söylenemez.
Bu kişiler yönünden olağan kanun yolları, bireysel başvuru süreçleri ve dosyanın kesinleşme durumu ayrıca değerlendirilmelidir.
AİHM ByLock Kararı Sonrası Yeniden Yargılama
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311/1-f maddesi, AİHM tarafından verilen belirli ihlal kararları üzerine hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesine imkân tanımaktadır.
Bu başvuruda şu hususlar önem taşır:
- Başvurucunun ilgili AİHM kararının kapsamında bulunup bulunmadığı,
- İhlalin kesinleşmiş ceza mahkûmiyetiyle bağlantısı,
- CMK 311/1-f’deki kanuni koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği,
- Başvurunun kanuni süresinde yapılıp yapılmadığı,
- Yargılamanın yenilenmesinin hangi mahkemeden isteneceği.
AİHM kararında hak ihlali tespit edilmiş olması, ceza mahkûmiyetinin kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Yeniden yargılama talebinin usulüne uygun yapılması ve mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerekir.
Yeniden Yargılama Talebi İçin Süre Ne Kadardır?
CMK 311/1-f kapsamında AİHM’in kesinleşmiş ihlal kararına dayalı olarak yapılan yargılamanın yenilenmesi taleplerinde, kararın kesinleştiği tarihten itibaren bir yıllık kanuni süre öngörülmektedir.
Ancak süre hesabı yapılırken kararın kesinleşme tarihi, başvurunun hukuki dayanağı ve varsa özel usul hükümleri dikkatle incelenmelidir.
Parun ve Diğerleri kararı HUDOC’ta kesin olarak gösterilmektedir.
Yeniden Yargılama Başvurusu İnfazı Durdurur mu?
Yargılamanın yenilenmesi talebi, tek başına mahkûmiyet hükmünün infazını otomatik olarak durdurmaz.
CMK 312 kapsamında mahkemeden infazın geri bırakılması veya durdurulması talep edilebilir.
Özellikle cezası infaz edilmekte olan hükümlüler bakımından, yargılamanın yenilenmesi talebiyle birlikte infaza ilişkin ayrıca hukuki talepte bulunulması önemlidir.

AİHM ByLock Kararı ve Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru
ByLock deliline dayalı bir mahkûmiyet hakkında olağan kanun yollarının tüketilmesinden sonra anayasal hak ihlali iddiası mevcutsa, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru gündeme gelebilir.
Ancak bireysel başvurunun kabul edilebilirlik koşulları, süreleri ve başvuru yollarının tüketilmesi şartı ayrıca değerlendirilmelidir.
AİHM’in 2026 tarihli kararına dayanılması, geçmişte kesinleşmiş bütün dosyalar için yeni bir bireysel başvuru süresinin başladığı anlamına gelmez.
Bu nedenle başvuru stratejisi belirlenirken dosyanın işlem geçmişi, kesinleşme tarihi ve daha önce yapılan başvurular birlikte incelenmelidir.
AİHM ByLock Kararı Devam Eden Ceza Davalarında Nasıl Kullanılabilir?
Henüz kesinleşmemiş ceza dosyalarında AİHM ByLock kararı, savunmanın hukuki dayanakları arasında gösterilebilir.
Özellikle ByLock kullanımının suçun bütün unsurlarının ispatı yerine geçirildiği yargılamalarda kararın gerekçesi önem taşımaktadır.
Savunmada şu konular incelenebilir:
| İnceleme konusu | Sorulması gereken soru |
|---|---|
| Teknik tespit | ByLock kullanımının sanığa aidiyeti nasıl belirlenmiştir? |
| Dijital verilerin güvenilirliği | Veriler denetlenebilir ve doğrulanabilir midir? |
| Mesaj içerikleri | İletişimin niteliği ve örgütsel bağlantısı ortaya konulmuş mudur? |
| Örgüt üyeliği | Organik bağ ve hiyerarşik ilişki ispatlanmış mıdır? |
| Manevi unsur | Örgüt üyeliği kastı yönünden değerlendirme yapılmış mıdır? |
| Gerekçeli karar | Mahkeme sanığın esaslı itirazlarını karşılamış mıdır? |
| Adil yargılanma | Savunma belirleyici delilleri etkili biçimde tartışabilmiş midir? |
Mahkemenin delillerin tamamını değerlendirerek gerekçeli karar oluşturması gerekir. AİHM kararı da bu yükümlülüğün önemini güçlendirmektedir.
AİHM ByLock Kararında Tazminat Verildi mi?
Parun ve Diğerleri/Türkiye kararında Mahkeme, başvurucuların manevi zararları bakımından ihlal tespitinin tek başına yeterli adil tatmin oluşturduğuna karar vermiştir.
Dolayısıyla 345 başvurucunun her birine otomatik olarak belirli miktarda manevi tazminat ödenmesine hükmedilmemiştir.
Kararda ayrıca CMK 311/1-f kapsamında iç hukukta yargılamanın yenilenmesi imkânı değerlendirilmiştir.
Bu husus, AİHM kararının etkili şekilde uygulanması açısından önemlidir.
AİHM ByLock Kararı ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular
AİHM ByLock kararı 2026 ne zaman verildi?
Parun ve Diğerleri/Türkiye kararı 29 Eylül 2026 tarihinde açıklanmıştır. Karar, 9991/20 numaralı başvuru ve diğer 344 başvuruyu kapsamaktadır.
AİHM ByLock kararında kaç kişi hakkında ihlal bulundu?
Karar kapsamında 345 başvurucu yönünden AİHS’nin 6/1 ve 7. maddelerinin ihlal edildiğine hükmedilmiştir.
AİHM ByLock kullanımını suç olmaktan çıkardı mı?
ByLock kullanımı tek başına TCK 314/2’de bağımsız suç olarak düzenlenmiş değildir. AİHM’in değerlendirdiği mesele, ByLock kullanımının silahlı örgüt üyeliği suçunun bütün unsurlarına eşdeğer kabul edilmesidir.
ByLock mesajları varsa mutlaka örgüt üyeliği suçu oluşur mu?
Hayır. Mesajların içeriği, güvenilirliği, sanığa aidiyeti ve örgüt üyeliği suçunun unsurlarıyla bağlantısı incelenmelidir.
AİHM ByLock kararı kesinleşmiş dosyaları yeniden açar mı?
Karar, kapsamındaki başvurucular yönünden CMK 311/1-f kapsamında yargılamanın yenilenmesine dayanak oluşturabilir. Diğer mahkûmiyetler bakımından otomatik sonuç doğurduğu söylenemez.
AİHM kararı sonrasında tahliye kararı verilir mi?
AİHM kararı otomatik tahliye sonucu doğurmaz. Yargılamanın yenilenmesi ve infaza ilişkin taleplerin ilgili mahkemede ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
ByLock tespit ve değerlendirme raporu olmadan mahkûmiyet verilebilir mi?
Bu sorunun cevabı somut dosyanın delil durumuna bağlıdır. Ancak AİHM, yalnızca ByLock kullanımına otomatik biçimde belirleyici değer verilmesini ve savunmanın delilleri etkili şekilde tartışamamasını hak ihlali bakımından değerlendirmiştir.
AİHM ByLock kararı Yargıtay için bağlayıcı mıdır?
AİHS’nin 46. maddesi kapsamında devlet, taraf olduğu kesin AİHM kararlarına uyma yükümlülüğü altındadır. Kararın tarafı olmayan kişilerin dosyalarına etkisi ise kararın genel ilkeleri ile uygulanabilecek iç hukuk yolları kapsamında ayrıca değerlendirilir.
AİHM ByLock kararı sonucunda beraat verilir mi?
Her dosyada otomatik beraat kararı verilmez. Yeniden yapılacak veya devam eden yargılamada bütün delillerin hukuka uygun şekilde değerlendirilmesi gerekir.
Sonuç: AİHM ByLock Kararı Türk Ceza Hukuku Açısından Ne İfade Ediyor?
29 Eylül 2026 tarihli AİHM ByLock kararı, Türkiye’de ByLock deliline dayalı silahlı terör örgütü üyeliği mahkûmiyetleri açısından önemli bir içtihat niteliğindedir.
Mahkeme, yalnızca ByLock kullanımının tespit edilmesine suçun bütün unsurlarını otomatik olarak ispatlayan bir anlam yüklenmesini, AİHS’nin 7. maddesi kapsamında kanunilik ilkesiyle bağdaşmaz bulmuştur.
Ayrıca ByLock verilerine etkili itiraz imkânının sağlanmaması, temel savunmaların karşılanmaması ve mahkeme kararlarının yeterli gerekçeye dayanmaması da adil yargılanma hakkı yönünden sorun oluşturmuştur.
Karar, ByLock delilinin hiçbir şekilde kullanılamayacağı anlamına gelmemektedir. Bununla birlikte delilin mahkûmiyet için yeterliliği, suçun maddi ve manevi unsurlarıyla bağlantısı ve savunma haklarına uygunluğu ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Özellikle kesinleşmiş mahkûmiyetleri bulunan kişiler bakımından kararın CMK 311 kapsamında yargılamanın yenilenmesi imkânı doğurup doğurmadığı, dosyanın özelliklerine göre incelenmelidir.
Sonuç olarak AİHM ByLock kararı, ceza yargılamasında hiçbir dijital delilin suçun kanuni unsurlarının yerine geçirilemeyeceğini ve her sanığın ceza sorumluluğunun somut delillerle, kişiselleştirilmiş bir değerlendirmeyle belirlenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Kaynaklar
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Parun and Others v. Türkiye, 29.09.2026, Başvuru No. 9991/20 ve 344 diğer başvuru.
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire, Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye, 26.09.2023, Başvuru No. 15669/20.
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Demirhan and Others v. Türkiye, 22.07.2025, Başvuru No. 1595/20 ve diğerleri.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m. 6, 7 ve 46.
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 314.
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 311 ve 312.
Resmî karar bağlantısı: AİHM – Parun ve Diğerleri/Türkiye, 29.09.2026
